Güllüdere Vadisi 1

Göreme Güllüdere Vadisi Nevşehir | Kapadokya

Etrafı vadilerle ve taş minareler gibi yükselen peribacalarıyla çevrili Göreme’de, güneşin renkleriyle, gelmiş geçmiş yaşamların izleriyle adlandırılmış gezilesi birçok yer var. Sadece doğasıyla değil, geçmişi Kalkolitik çağa dayanan tarihiyle de izi sürülesi diyarlardan. 6. Yüzyıla ait bir belgede adı ‘Korama’ olarak geçen Göreme, Roma döneminde bir mezarlık bölgesiymiş. 11. ve 13. Yüzyıllarda ise Hristiyanlar için çok önemli bir dini merkez haline gelmiş. İşte sunduğu bu eşsiz doğa ve tarih şöleniyle de, 1985 yılında Unesco Dünya Mirasları Listesi’ne girmiş. İki girişinden biri Göreme’de olan Güllüdere Vadisi, mevsime ve hava koşullarına göre değişen, gün ışığıyla kırmızı gül rengine dönüşen kayalarından almış adını. Gün batımının peribacalarındaki yansımasını kayalarda bağdaş kurup izlemek, Kapadokya gezi usullerinden olmuş bu yüzden.

Vadiye bu doğal güzelliği yükseklerden inen yağmur sularıyla şekillenmiş yatay kayalar vermiş. Güllüdere Vadisi’ni özel kılan bir başka güzellik ise, içinde farklı dönemlerde inşa edilmiş birçok kilise ve manastır ile barınma yerlerinin olması. Tüm Kapadokya’da olduğu gibi burada da kolay oyulabilen volkanik oluşumlar asırlar boyunca insanlara yaşam alanı olmuş.

Yaklaşık 4 km’lik bir alana yayılan Göreme Güllüdere Vadisi, Kapadokya’nın en gözde trekking vadilerinden biri. Bahar aylarında yeşillikler içinde yürürken badem ve kayısı ağaçlarıyla karşılaşıyor, tıpkı Güvercinlik Vadisi’nde olduğu gibi kullanılmayan güvercinlikleri burada da görüyorsunuz.  Kıvrılarak dönen Bozdağ eteklerindeki Güllüdere Vadisi’nden, hem dağın heybetini hem de bir yanınızda uzanan Kızılçukur’u izleyebiliyorsunuz. Peribacalarının oluşumları ise adı üstünde perilerin eli değmiş gibi muhteşem bir görüntü sergiliyor.

Güllüdere Vadisi 1

Güllüdere Vadisi Nerede, Nasıl Gidilir

Güllüdere Vadisi Nevşehir’de, Çavuşin Köyü ile Göreme arasında yer almakta. Eğer Çavuşin Köyü’nün içinden girip, cami ve mezarlığı geçip ‘Güllüdere’ levhalarını izlerseniz, önce Meskendir Vadisi olarak anılan bir vadi bileşkesi karşılayacak sizi. Eski Çavuşin Köyü’nün 2 km güneyinden başlayıp doğu-batı yönünde uzanan vadi parkuru, Güllüdere II, Gülllüdere I, Kızılçukur Vadisi ve Meskendir olarak devam edip Göreme’de sonlanıyor. Güllüdere II Vadisi Boztepe’ye yaklaşıldığında Güllüdere I Vadisiyle birleşerek bir hat oluşturuyor. Vadilere toprak bir yoldan giriliyor. Bir diğer giriş ise Göreme’den ve bu giriş rotasında Meskendir Vadisi ilk uğranılan vadi oluyor.

Güllüdere Vadisi Haritası

Çavuşin, Kızılçukur Vadisi ve Paşabağ kiliselerinin de işaretli olduğu Güllüdere Vadisi haritasındaki rotayı yürüyerek takip edebilirsiniz.

Güllüdere Vadisi harita

Güllüdere Vadisi’ndeki Kiliseler

Güllüdere Vadisi’nde toplam 5 adet kilise yer alıyor ve vadi iki kola bölünüyor. Birinci kol Güllüdere I olarak anılıyor ki, bitmek bilmeyen inzivalarıyla ünlü keşişler burada yaşamış ve yürüyüş esnasında bol bol bu keşiş hücreleriyle karşılaşılıyorsunuz. Vadiye girdikten sonra yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle Yovakim – Anna Kilisesi’ne ulaşıyorsunuz. Bu kiliseden sonra yine çok yürümeden Direkli Kilise’yi görüyorsunuz. İkinci kol ise Güllüdere II olarak ayrılıyor. Ayvalı, Haçlı Kilise ve Üç Haçlı Kilise’de bu kolda yer alıyor.

Üç Haçlı Kilise

Üzüm bağlarının ve kayısı ağaçlarının arasından geçerek ulaşılıyor Üç Haçlı Kilise’ye. Kilise adını tavanında oyma olarak yapılan üç haç motifinden almış. Hem haç motifleri hem de zamana karşı hala direnen freskleriyle görülmeye değer.

Kilisenin yapımı 7. Yüzyıla tarihlendirilse de içindeki frekslerin 10. Yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Zamanında Hristiyanları Müslüman Arap akınlarından koruduğu da tarihçilerin söylemleri arasında.

Ayvalı Kilise

Ayvalı Kilise’ye ulaşmak için kullanabileceğiniz en kestirme yol, Çavuşin Köyü’nden ayrılan toprak yoldan yürümek. Bu yol sizi yaklaşık 1 kilometre sonra Güllüdere II Vadisi’nin başlangıcına çıkarıyor ve 15 dakikalık bir yürüyüşle Ayvalı Kilise’yle buluşturuyor.

Kilise kayadan oyulmuş ve birbirine geçitle bağlanmış iki şapelden oluşuyor. Bu şapellerden kuzeyde olanı mezar olarak yapılmış. Zamanla güvercinlik olarak da kullanılmış olduğunu düşündüren ise, içeriye güvercinlerin girmesi için açılan küçük delikler. Kilisenin tek aydınlatması olan bu delikler açılırken iç cephe resimlerinin büyük bölümü tahrip olsa da, girişlerin kemerlerini çevreleyen freksler bugüne kadar ulaşmayı başarabilmiş.

Güney şapelinin girişindeki frekslerde Bizans İmparatoru Konstanstin ile annesi Helena başlarında bir madalyonla resmedilmiş. Bu madalyonların ortasında ise İsa’nın çarmıha gerildiği haç bulunuyor. Şapellerin frekslerinin iki kat olduğu, üst kattaki dökülen frekslerin altından çıkan resimlerden anlaşılıyor. İlk frekslerin 9. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilirken, ikinci kattaki fresklerin 920’li yıllarda yapıldığı hala solmamış tarih yazılarıyla kesinleşmiş. Daha profesyonel tasvirlerin olduğu 2. kat frekslerinde İsa’nın hayatından kesitler, İncil’den sahneler yer alıyor. Fresklerden en ilgi çekeni Hz. Meryem’in ölüm döşeğinde olduğu, yatağının çevresinde Hz. İsa ve havarilerin resmedildiği freks. Meryem’in ölmekte olduğunu düşündüren detay ise ruhunun bedenini terk ettiğini simgeleyen, ağzından çıkıyormuş gibi duran kundakta bir bebek.

Girişi demir bir kapıyla kapatılmış kiliseyi açtırmak için vadide büfesi bulunan kilise görevlisine ücret ödeniyor.

Yovakim – Anna Kilisesi

Yovakim ve Anna Hz. Meryem’in anne babası, kilise de ismini Hz. Meryem’in ailesinden almış. Kilisenin en önemli özelliği çok ender rastlanan bir frekse sahip olması ki, gösterilen sahneler sadece burada ve Kıbrıs’ta başka bir kilisede resmedilmiş.  Tarihçiler tarafından çok önemsenen bu frekste Hz. Meryem nurlar içinde, başınla hareyle gösterilmekte ve kucağında bebek İsa’yı tutmakta. Freksler ikonoklast dönemden önce yapılmış olmasına rağmen günümüze kadar gelebilmiş nadir eserlerden.

Bir kompleks olarak düzenlenmiş kilisenin her iki tarafında küçük şapellerin olması buranın manastır olabileceğini de düşündürüyor. Soldaki şapelin ise mezar olarak yapıldığı tahmin ediliyor.

Kilisenin günümüze kadar gelen çok hüzünlü bir de hikayesi var. Bu hikayeye göre Azize Anna ve Aziz Yovakim’in çok istemelerine rağmen bir türlü çocukları olmamış. Yaşadıkları dönemde çocuk sahibi olamamak bir utanç kaynağı olduğundan, insanlar onları aşağılamış ve hırpalamışlar. Ama onlar tüm üzüntülerine rağmen Allah’a inanmaya ve geç yaşlarına kadar yürekten dua etmeye devam etmişler.

Aziz Yovakim kutsal sayılan bir günde Allah’a kurban adamak için Kudüs’e gittiğinde, din adamı Ruben ona kısır bir adamın buna hakkı olmadığını söylemiş. Büyük bir eleme kapılarak günahkar bir kul olduğuna inanan Aziz Yovakim, eve dönmeyerek bir köşede inzivaya çekilmiş. Azize Anna durumu öğrenince gecelerce ağlayarak Allah’a onu bu utançtan kurtaracak bir çocuk vermesini dilemiş. Derin inzivasında Aziz Yovakim’de gözyaşları içinde aynı duayı ediyormuş. Sonunda acıyla yapılan dualar kabul olmuş ve bir melek, gelmiş geçmiş tüm kadınlardan daha mübarek bir kız evlat müjdelemiş onlara. Ve demiş ki, ‘bu evlat kendini sadece rabbine adayacak, bakire kalacak ve bir gün insanlığın kurtarıcısını doğuracak.’

Melekten gelen müjdeyle Kudüs’teki Altın Kapı’da buluşan Yovakim ve Anna’nın beklenen kızları Meryem doğmuş sonra. Meryem kendini Allah’a adadığı tapınağa gittikten bir süre sonra yaşlı çift hayata gözlerini yummuş. Çocuk sahibi olamayan inançlı çiftlerin dualarında ise hep yaşamış Yovakim ve Anna. Tıpkı bu kilisenin adında yaşadığı gibi…

Bu kilisenin girişi de tıpkı Ayvalı Kilise gibi demirden bir kapıyla kapalı. Eğer gezmek isterseniz Nevşehir Müze Müdürlüğü’ne haber vermeniz gerekiyor.

Haçlı Kilise (Aziz Agathangelus Kilisesi)

Güllüdere Vadisi’nin hemen girişinde solda, vadi havzasının daraldığı bir yamaç üzerine inşa edilmiş kiliseye ahşap bir merdivenle çıkılıyor. 6. veya 7. Yüzyılda yapıldığı ön görülen kiliseye 9. ve 10. Yüzyıllarda tek apsisinin ilavesi yapılmış. Nefi dikdörtgen planlı olan kilisenin düz tavanında kocaman ve aynı zamanda muhteşem kabartma bir haçın kenarlarını palmiye motifleri çevrelemiş. Bu haç sembolünün Kudüs’te bulunan kutsal haçtan esinlendiği düşünülüyor. Apsisin frekslerinin 2 veya 3 kez boyandığı ise alttan çıkan boya kalıntılarından anlaşılıyor. Haçlı Kilise sadece bu freksleri görmek için bile ziyarete değer… Çıkışında bir şeyler içebileceğiniz bir kafe de mevcut.

Güllüdere Vadisi 3

Sütunlu (Direkli) Kilise

Yovakim-Anna Kilisesi’nden 5 dakika sonra ulaşabileceğiniz Sütunlu (Direkli) Kilise, Ortahisar’ın 3 km kuzeyinde Güllüdere Vadisi’nin en sonunda yer alıyor. Girişinde bir güvercinlik bulunan, bu yüzden kayaların arasından zor görünen bu kilisenin sütunları ve kemerleri oldukça muntazam oyulmuş. Görülmeye değer bu kilise 4 sütun üzerine oturtulmuş olup 11. Yüzyıla tarihlendiriliyor.

Çavuşin

Nevşehir ilinde, Göreme-Avanos arasında, kendi küçük tarihi büyük, Kapadokya’nın en eski yerleşimlerden biri Çavuşin. Devasa bir kaya kütlesinin altında kurulu bu küçük köyde, bir zamanlar Türkler ve Rumlar bir arada yaşamış. Çok eskilerde ise köyün arka tarafında bulunan harabeler Hristiyan keşişlerin inzivasıymış. Kayalık alandaki Çavuşin 1950 deki depremden etkilenmiş ve köy şimdi bulunduğu düzlüğe taşınmış.

Güllüdere Vadisi Çavuşin

Çavuşin’in bilinen en eski tarihi asırlar öncesine, MS. 56 yıllarına dayanıyor. Hristiyanların gizli saklı ibadetlerinden dinleri resmileşinceye kadar geçen süreçte din eğitiminin en önemli yerlerinden biri olmuş. Bölgenin en eski kilisesi olduğu bilinen Vaftizci Yahya Kilisesi’de Hristiyanlığın tanındığı 5. Yüzyılda yapılmış. Kilise aynı zamanda bölgenin en geniş avlulu kilisesi olarak da anılıyor. Kopan kayalar kilisede tahribat yaratsa da ‘Kapadokya’yı gezdim’ diyebilmek için bu kilisenin avlusundan girmeniz gerekiyor.

Çavuşin’deki diğer önemli noktalar ise saymakla bitmiyor aslında. Kapadokya trekkinginin tüm vadi başlangıçları bu köyde. Kızılçukur Vadisi, Meskendir Vadisi, Zindanönü Vadisi, Peribacaları Vadisi, Kılaçlar Vadisi, Ak Vadi ve Güllüdere Vadisi’nin giriş sınırlarını bu köy çiziyor.

Zelve- Ürgüp yol rotasındaki Paşabağı’da Çavuşin’e çok yakın. Keşişler Vadisi ‘de denilen Paşabağı’nda Aziz Simeon’un şapelini ve inziva hücresini görebilir, içi oyulmuş peribacalarını izleyip ‘dünya başka bir şeymiş’  diyebilirsiniz.

Güllüdere Vadisi Çavuşin’e 2 km mesafede. Bu yüzden Güllüdere’ye gelmişken Meskendir Vadisi’ni takip edip Çavuşin’e mutlaka uğrayın. Eğer Nevşehir – Ürgüp karayolunu kullanarak gelecekseniz yolun 4. kilometresinden sonra Uçhisar yönüne dönüp 10 km sonra Çavuşin’e varıyorsunuz.  Çavuşin bağlı bulunduğu Avanos’a 4 km, Göreme Açık Hava Müzesi’ne ise 3 km. Açık Hava Müzesi’ne varmadan arada Zemi Vadisi’ni göreceksiniz. Zemi Vadisi’de diğer trekking noktaları gibi önemli parkurlardan.

Çavuşin’in zirvesinden bir günbatımı diyarı olan Kapadokya’yı izleyin birde. Hele bir de sabahın erken saatinde gökte uçan balonlar varsa sakın kaçırmayın. Bu seyrin ardından güzel bir kahvaltı yapmadan da köyden ayrılmayın. Manzaranın acıktırma etkisinden mi, yoksa kurulan sofranın zenginliğinden mi bilinmez ama Çavuşin’in kahvaltısının özel olduğu söylenir.  Alışveriş için Çavuşin’de bulunan çömlekçileri gezerken çok keyifli vakit geçireceğinizi de belirtelim. Küçük de olsa ‘albeni’ diyen bir parçaya mutlaka rastlayacaksınız.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *